Nöroendokrin Tümör Ankara

    Nöroendokrin tümör Ankara, sinir ve hormon sistemi özelliklerini bir arada taşıyan hücrelerden kaynaklanan, nadir bir tümördür. Pankreas, bağırsaklar ve akciğerler bu tümörlerin en sık ortaya çıktığı organlardır. Genetik yatkınlık, kalıtsal sendromlar ve kronik inflamatuar durumlar nöroendokrin tümör gelişiminde rol oynayan başlıca etkenler arasında yer alır. Hormon salgılayan türlerde yüzde kızarma, ishal, çarpıntı ve kan şekeri düşüklüğü gibi belirgin şikayetler ortaya çıkarken, hormon salgılamayan tümörler uzun süre belirti vermeden ilerleyebilir. Nöroendokrin tümörlerin erken tanısı, tedavi başarısını ve yaşam süresini doğrudan etkilediğinden, şüpheli belirtilerin zamanında değerlendirilmesi oldukça önemlidir.

    Yazımızın devamında ‘’Nöroendokrin tümör neden olur?’’, ‘’Nöroendokrin tümör tedavisi nasıl yapılır?’’ ve ‘’Nöroendokrin tümör belirtileri nelerdir?’’ gibi merak edilen sorulara yanıt vereceğiz. Ankara nöroendokrin tümör tedavisi hakkında detaylı bilgi almak için Prof. Dr. M. Fatih Can ile iletişime geçebilirsiniz.

    Nöroendokrin Tümör Nedir?

    Nöroendokrin tümörler, hem sinir sistemi hem de endokrin (hormonal) sistem özelliklerini bir arada taşıyan hücrelerden kaynaklanan tümörlerdir. Bu hücreler nöroendokrin hücreler olarak adlandırılır ve vücudun hemen her bölgesinde bulunabilirler. Bununla birlikte özellikle ilgili hücreler genellikle sindirim sistemi, akciğerler ve pankreasta yoğun olarak yer alır. Nöroendokrin tümörler, bulundukları organa ve salgıladıkları hormon türüne bağlı olarak son derece farklı şikayetlere ve rahatsızlıklara yol açabilirler. Bazı nöroendokrin tümörler aktif hormon salgılayarak belirgin semptomlar yaratırken, bir kısmı sessiz seyrederek tesadüfen ya da ileri evrelerde tespit edilir.

    Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasına göre bu tümörler hücre farklılaşma derecesine ve bölünme hızına göre düşük, orta ve yüksek dereceli olarak kategorize edilir. Son yıllarda görüntüleme ve patolojik tanı yöntemlerindeki ilerlemeler sayesinde nöroendokrin tümörlerin tanı oranları belirgin şekilde artmıştır.

    Nöroendokrin Tümör Neden Olur?

    Nöroendokrin tümörlerin oluşum mekanizması henüz tam olarak aydınlatılamamış olmakla birlikte, genetik ve çevresel faktörlerin etkileşimi bu tümörlerin gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Nöroendokrin hücrelerde meydana gelen genetik mutasyonlar, hücrelerin kontrolsüz çoğalmasına ve tümör oluşumuna zemin hazırlar. Multipl Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN1) sendromu, nöroendokrin tümörlerle en güçlü ilişki gösteren kalıtsal genetik bozukluktur ve bu sendroma sahip bireylerde pankreas, paratiroid ve hipofiz tümörleri bir arada görülebilir. Von Hippel-Lindau hastalığı, tüberoz skleroz kompleksi ve nörofibromatozis Tip 1 gibi diğer kalıtsal sendromlar da nöroendokrin tümör gelişim riskini artıran genetik durumlar arasındadır.

    Kronik atrofik gastrit ve pernisiyöz anemi gibi uzun süreli mide mukozası değişikliklerine yol açan durumlar, mide kaynaklı nöroendokrin tümörlerin gelişimine zemin hazırlayabilir. Sigara kullanımı özellikle akciğer nöroendokrin tümörleri için bilinen bir risk faktörüdür. Bununla birlikte sporadik olarak adlandırılan ve herhangi bir kalıtsal yatkınlık saptanamayan olgular, tüm nöroendokrin tümörlerin büyük çoğunluğunu oluşturmaktadır.

    Nöroendokrin Tümör Belirtileri Nelerdir?

    Nöroendokrin tümörlerin belirtileri, tümörün yerleşim yerine, boyutuna, hormon salgılayıp salgılamamasına ve yayılım durumuna göre değişebilir. Hormon salgılayan fonksiyonel tümörler erken dönemde belirgin semptomlar oluştururken, fonksiyonel olmayan tümörler uzun süre sessiz kalır. Bu tümörler ancak büyüdüklerinde veya metastaz yaptıklarında belirti verir. Her nöroendokrin tümör türünün kendine özgü belirtileri bulunmakla birlikte bazı ortak belirtiler de mevcuttur. Nöroendokrin tümörü belirtileri arasında şunlar yer alabilir:

    • İnsülinoma olarak bilinen pankreas nöroendokrin tümörlerinde aşırı insülin salgılanmasına bağlı olarak terleme, çarpıntı, titreme, açlık hissi ve bilinç bulanıklığı gibi düşük kan şekeri semptomları ortaya çıkabilir.
    • Yüz, boyun ve göğüs üst kısmında ani kızarıklıklar.
    • Özellikle karsinoid sendrom ile ilişkili olarak günde birden fazla kez sulu ishal görülebilir; VIPoma adı verilen pankreas nöroendokrin tümörlerinde sulu ishal oldukça yaygındır.
    • Tümörün bulunduğu organa bağlı olarak karın bölgesinde künt veya kolik tarzda ağrılar hissedilebilir; bağırsak tıkanıklığına neden olan tümörlerde ağrı daha şiddetli olabilir.
    • Karsinoid sendromda bronkospazm gelişebilir ve astım benzeri hırıltılı solunum atakları yaşanabilir; akciğer kaynaklı nöroendokrin tümörlerde ise öksürük ve nefes darlığı ön plandadır.
    • Gastrinoma (Zollinger-Ellison sendromu) olarak adlandırılan tümörlerde aşırı gastrin salgısı mide asidini artırarak tekrarlayan ülserler, şiddetli reflü ve karın ağrısına neden olur.
    • İştahsızlık ve açıklanamayan kilo kaybı genel sistemik belirtiler arasında yer alır.
    • Glukagonoma adı verilen nadir pankreas nöroendokrin tümörlerinde nekrolitik migratuar eritem adı verilen karakteristik bir cilt döküntüsü görülebilir; bu döküntü genellikle kasık, bacak ve kalça bölgesinde meydana gelir.

    Nöroendokrin tümör belirtileri bu şekilde sıralanabilir.

    Nöroendokrin Tümör Çeşitleri Nelerdir?

    Nöroendokrin tümörler, köken aldıkları organa ve hücresel özelliklerine göre farklı alt gruplara ayrılır. Gastrointestinal sistem ve pankreas en sık tutulan bölgeler olmakla birlikte akciğerler, tiroid ve diğer organlarda da nöroendokrin tümörler gelişebilir. Dünya Sağlık Örgütü sınıflamasına göre bu tümörler farklılaşma derecelerine göre iyi diferansiye nöroendokrin tümörler (NET) ve kötü diferansiye nöroendokrin karsinomlar (NEC) olarak iki ana kategori altında değerlendirilir.

    İyi diferansiye tümörler Ki-67 proliferasyon indeksine göre Grade 1, Grade 2 ve Grade 3 olarak alt gruplara ayrılırken, kötü diferansiye karsinomlar genellikle agresif seyirlidir. Gastrointestinal nöroendokrin tümörler arasında en sık ince bağırsak, apendiks, rektum ve mide kaynaklı olanlar görülür. Pankreas nöroendokrin tümörleri ise fonksiyonel özelliklerine göre insülinoma, gastrinoma, glukagonoma, VIPoma ve somatostatinoma gibi alt tiplere ayrılır. Akciğer nöroendokrin tümörleri tipik karsinoid, atipik karsinoid, büyük hücreli nöroendokrin karsinom ve küçük hücreli akciğer kanseri olmak üzere farklı gruplara ayrılır.

    Nöroendokrin Tümör Kimlerde Görülür?

    Nöroendokrin tümörler her yaşta ve cinsiyette görülebilen tümörlerdir. Nöroendokrin tümör tanısı genel olarak 50 ile 60 yaş civarında konulmaktadır; ancak bazı tümör tipleri genç yaşlarda da görülebilir. Gastrointestinal nöroendokrin tümörler kadınlarda ve erkeklerde benzer sıklıkta görülürken, akciğer karsinoid tümörlerinde kadınlarda biraz daha sık görülebilir. MEN1 sendromu, Von Hippel-Lindau hastalığı veya nörofibromatozis Tip 1 gibi kalıtsal genetik sendromlara sahip bireyler, nöroendokrin tümör gelişimi açısından önemli ölçüde risk altındadır. Bu yüzden birinci derece akrabalarında nöroendokrin tümör veya ilişkili genetik sendrom öyküsü bulunan kişilerin düzenli tarama programlarına dahil edilmesi oldukça önemlidir.

    Nöroendokrin Tümör Nasıl Teşhis Edilir?

    Nöroendokrin tümörlerin teşhisi, fiziki muayene, kan testleri, görüntüleme yöntemleri ve patolojik incelemenin birlikte kullanılmasıyla gerçekleştirilir. Tanı sürecinde ilk adım olarak kanda ve idrarda spesifik biyokimyasal belirteçler ölçülür; kromogranin A en yaygın kullanılan genel nöroendokrin tümör belirtecidi. Karsinoid sendrom şüphesinde 24 saatlik idrarda 5-hidroksiindolasetik asit (5-HIAA) düzeyinin ölçülmesi önemli bir tanısal araçtır. Fonksiyonel pankreas nöroendokrin tümörlerinde insülin, gastrin, glukagon ve vazoaktif intestinal peptid gibi spesifik hormon düzeyleri değerlendirilir. Nöroendokrin tümörlerin teşhisinde kullanılan görüntüleme yöntemleri arasında bilgisayarlı tomografi (BT) ve manyetik rezonans görüntüleme (MR) yer alır. Endoskopik ultrasonografi özellikle pankreas ve duodenum yerleşimli küçük tümörlerin saptanmasında ve biyopsi alınmasında sıklıkla tercih edilir. Son olarak çekirdek iğne biyopsisi olarak bilinen ve vücuttaki anormal yumrulardan sıvı örneği alınmasını sağlayan uygulama da nöroendokrin tümörlerin teşhisinde kullanılabilir.

    Nöroendokrin Tümör Tedavisi Nasıl Yapılır?

    Nöroendokrin tümörlerin tedavisi, tümörün tipine, evresine, derecesine, lokalizasyonuna ve hastanın genel durumuna göre özel olarak planlanır. Cerrahi tedavi, lokalize nöroendokrin tümörlerde iyileşme sağlama potansiyeli taşıyan en etkili tedavi yöntemidir ve tümörün tamamen çıkarılabildiği olgularda uzun süreli sağkalım oranları oldukça yüksektir. Somatostatin analog ilaçlar, özellikle iyi diferansiye tümörlerde hem hormon salgısını kontrol altına almak hem de tümör büyümesini yavaşlatmak amacıyla yaygın şekilde kullanılmaktadır.

    Hedefe yönelik tedaviler arasında everolimus ve sunitinib gibi moleküler ajanlar, ileri evre pankreas nöroendokrin tümörlerinde tümör gelişimini geciktirmede başarılıdır.

    Karaciğer metastazlarının tedavisinde ise cerrahi rezeksiyon, radyofrekans ablasyon, transarteryel kemoembolizasyon ve karaciğer nakli gibi farklı tedavilere başvurulabilir. Doktorunuz sağlık durumunuzu ve tedaviden beklentilerinizi özel olarak değerlendirecek, sizi tüm tedavi seçenekleri hakkında bilgilendirecek ve tedavi sürecinizi özenle yürütecektir.

    Nöroendokrin Tümör Kanser Midir?

    Nöroendokrin tümörler, biyolojik davranışları birbirlerinden farklı olabilen ancak tamamı anormal özellik taşıyan kitlelerdir. Düşük dereceli (Grade 1) nöroendokrin tümörler yavaş büyüme eğilimi gösterir ve yıllarca stabil kalabilir; ancak bu durum onların tamamen iyi huylu oldukları anlamına gelmez çünkü düşük dereceli tümörler bile zaman içinde metastaz yapma potansiyeline sahiptir. Orta dereceli (Grade 2) tümörlerde bölünme hızı ve yayılım riski nispeten daha yüksektir. Yüksek dereceli (Grade 3) nöroendokrin tümörler ve nöroendokrin karsinomlar ise agresif seyirli olup hızlı büyüme ve erken metastaz yapma eğilimi gösterir. Dolayısıyla tüm nöroendokrin tümörler malign potansiyel taşıyan oluşumlar olarak kabul edilmekte ve onkolojik prensiplere uygun şekilde takip ve tedavi edilmektedir.

    Nöroendokrin Tümör Tekrarlar Mı?

    Nöroendokrin tümörlerde cerrahi sonrası nüks (tekrarlama) riski, tümörün derecesine, tedavinin gerçekleştiği evreye ve tedavinin kapsamına göre değişiklik gösterir. Tam cerrahi rezeksiyon uygulanan düşük dereceli ve erken evre tümörlerde nüks oranları nispeten düşüktür; ancak uzun vadeli izlemde geç dönem tekrarlamalar görülebilir. Yüksek dereceli tümörlerde ve tümör kalıntısı saptanan hastalarda nüks riski belirgin şekilde daha yüksektir. Nöroendokrin tümörlerin yavaş büyüme özelliği nedeniyle tekrarlamalar ameliyattan yıllar sonra bile ortaya çıkabilir. Bu yüzden nöroendokrin tümör tedavisi geçirmiş olan bireyler, uzun süreli bir takip programına katılmalıdır. Nüksün en sık görüldüğü bölgeler arasında karaciğer, bölgesel lenf nodları ve periton yer alır. Ameliyat sonrası dönemde düzenli aralıklarla biyokimyasal belirteçlerin (kromogranin A gibi) ölçülmesi ve görüntüleme tetkiklerinin yapılması nükslerin erken dönemde tespit edilmesini sağlar.

    Ankara Nöroendokrin Tümör Tedavisi Fiyatları

    Ankara nöroendokrin tümör tedavisi fiyatları 2026, tümörün tipine, yerleşim bölgesine ve uygulanan tedavi işlemlerine göre değişiklik gösterebilir.  Doktorunuz size özel bir tedavi planlaması hazırladıktan sonra nöroendokrin tümör ameliyatı fiyatları hakkında detaylı bir bilgilendirme yapacaktır. Ankara nöroendokrin tümör tedavisi fiyatları hakkında detaylı bilgi almak için Prof. Dr. M. Fatih Can ile iletişime geçebilirsiniz.